1993 yılının Şubat ayında Hampton, Virginia'da bir bowling salonunda gençler arasında bir kavga çıkıyor. Bu kavgada yer alan insanların bir grubu beyaz, bir grubu siyah. Kavga sırasında sandalyeler fırlatılıyor ve beyaz bir kız yaralanıyor. Gelişmeler sonrasında olaya karışanlardan sadece dört siyahi çocuk tutuklanıyor ve bir tanesi, yaralanan beyaz kızın kafasına sandalyeyle vurmakla suçlanıyor. Bu siyahi çocuğun adı ise Allen Iverson, kavganın sebebi ise beyaz bir çocuğun, siyahilere "nigger" diye hitap etmesi olarak gösteriliyor. Allen Iverson ve arkadaşlarına açılan dava sonucunda, bir yetişkin gibi yargılanan Iverson tam tamına 15 yıl hapis cezasına çarptırılıyor. O zamanlar 17 yaşında olan Iverson, daha sonra 10 yılı askıya alınan cezasının dört ayını Newport News City Farm adlı bir nevi hafif bir cezaevinde geçirdik sonra dönemin Virginia valisini tarafından özgürlüğüne kavuşturuluyor ancak Iverson ve arkadaşlarının davası tarihteki yerini içinde ırkçılık öğesi barındıran en önemli davalardan biri olarak alıyor.NBA ile ilgilenenlerin Iverson'ın Hampton'da Bethel Lisesi'nde hem bir basketbol hem de bir amerikan futbolu yıldızı iken başından geçen bu olayı bilme ihtimalleri yüksek. Hampton'da büyümüş ancak zamanla oradan kopmuş bir insan olan, 1995 yılında çektiği Hoop Dreams adlı film ile Oscar'a aday olan Steve James, ESPN'in 30 for 30 adlı programı için bu hikayeyi anlatmak üzere Hampton'a dönüyor ve ortaya Steve James'in olan biteni anlamak için Hamptonlılara danıştığı No Crossover The Trial of Allen Iverson belgeseli çıkıyor.
No Crossover The Trial of Allen Iverson, sansasyonel yıldızın kariyerine güzel bir nostalji içeren bir belge niteliğinden çok Steve James'in büyüdüğü şehrin ırkçılık dolu geçmişini dolaylı yoldan anlatıyor. Hampton Bethel Lisesi'nde Steve James'in babası zamanında zenciler ve beyazlar için ayrı tribünler bulunurken bir süre sonra bu ayrım ortadan kalkıyor, Steve James'in bu lisenin basketbol takımında oynadığı sırada ise tribünler bir oluyor ancak ırkçılık, siyah ve beyaz oyuncuların oynadığı takımda siyahların beyazlarla, beyazların siyahlarla arkadaşlık etmemesi olarak baş gösteriyor. Beyazlar, siyahi takım arkadaşlarıyla saha dışında konuşmazken zamanla lisenin tüm takımlarında çoğunluğu siyahi oyuncular oluşturmaya başlıyor ancak şehirdeki ırkçılık Iverson'ın adil yargılanmamasına konusunda tekrar baş gösteriyor..Steve James olay hakkında yorumlarını anlatırken siyahi oyuncuların ne kadar iyi oynadığından bahsederken, siyahi kameramanı ona "Hiç siyahi biri olmak istedin mi? diye soruyor James'in cevabı "Hayır ama siyahi oyuncular kadar iyi oynamayı hep istedim" olurken kameramanın "Hiç beyaz olmak istedin mi?" sorusuna cevabı ise net bir şekilde "Evet" oluyor. Steve James, babasının bu olaylara daha objektif yaklaştığını ancak kalbinde içten içe lisenin takımlarında bu kadar az beyaz oyuncu olduğu için üzüldüğünü söylüyor. Anladığım kadarıyla ırkçılığın tavan yaptığı bir şehirde James'de bundan etkilenerek büyümüş doğal olarak ancak belgeselinde olaylara olabildiğinde objektif yaklaşmaya çalışıyor.
Iverson'ın davasında, Iverson'ı destekleyen siyahi insanlar, toplumun her kesiminde durmadan ezildiklerini dile getirirken, Iverson'ı desteklemeyen beyazlar ise bir kimseye nigger denmesinin kavga sebebi olmaması gerektiğini, beyazlara da çeşitli hakaretler edilebileceğini ve Iverson'ın çiğnediği yasaların bedelini ödemesi gerektiğini dile getiriyor. Kimisi yetenekleri yüzünden ona farklı davranıldığını dile getirirken kimisi siyahi bir sporcu olduğu için böyle şeyler yapıldığını dile getiriyor. Şuan tam hatırlamıyorum ama dönemin spor yazarlarından birinin söylediği söz ise can alıcı, "Kanıtlara baktım, tanıkları dinledim ve Iverson'ın suçlu olduğunu düşünüyordum ve sırf bu yüzden ırkçı damgası yiyordum." diyor ve dönemin mahalle baskısını çok güzel özetliyor.Olaya Iverson açısından bakacak olursak davada alınan kararın Iverson'ın Hampton Üniversitesine gitmesini teşvik etmek için alınan taraflı bir karar olduğuna yönelik iddialar bile mevcut. Iverson ise yıllar sonra NBA Draftı'nda birinci sıradan seçildiği şehre geri döndüğünde bir zamanlar keskin çizgilerle ikiye böldüğü şehirde kahraman gibi karşılanıyor. Daha sonra ise olayı kısaca, "Yapmamam gereken şeyleri yaptım, tanrının istediği oldu." diye özetliyor. Düşünsenize, eğer belgeselde anlatılan bu sivil toplum hareketleri gerçekleşmeseydi NBA, Allen Iverson'ın ismini bile duyamayabilirdi ve günümüz basketbolunun en önemli yıldızı sırf siyah olduğu için haksız bir biçimde yargılandığından hayatını demir parmaklılar ardında geçirebilirdi..
Belgeselin son bölümleri ise o ana kadar ırkçılık ile ilgili gördükleri şeyler üzerinden renk ayrımına kafa yormuş izleyiciyi Iverson'ın kariyerinin son yıllarına ve günümüze odaklıyor. Allen Iverson'ın bu sezonun başında Memphis Grizzlies ile anlaştığını, üç maç sonra takımdan ayrılıp emekli olduğunu ve bir hafta sonra emeklilikten geri dönüp, onu Iverson yapan takıma, Philadelphia 76ers'a geri döndüğünü ve hikayenin devamını hepimiz biliyoruz. 76ers ile olan ikinci baharı da yarım kalan Allen Iverson'ın şimdi kumar sorunu ve eşi ile olan boşanma davasından söz ediliyor. Gelecek sezon basketbol oynayıp oynamayacağı ise henüz belirsizliğini koruyor.17 sene önce Hampton'da arkadaşlarıyla sıradan bir günde bowling oynamaya gittiği salonda yakınlanan 'n' word sonrası getirdiği belalardan başı dik bir şekilde kurtulan genç adam, umarım en olgun olması gereken zamanlarda bu sorunlarını da aşamasını bilir. Belgeselin sonlarında bu küçük ama yüreği büyük basketbolcunun kariyerini hatta hayatını özetleyen çok güzel bir cümle sarf ediliyor, "Bu sonu yazılmamış hüzünlü bir hikaye.." Hikayenin sonunu yazacak kişi ise Allen Iverson. Bakalım bu hüzünlü hikayeyi güzel bir sona bağlayabilecek mi? Ama her ne olursa olsun o zaten bir basketbolcudan çok daha öte bir ikon olduğunu tüm dünyaya göstermiş durumda. Bakalım AI'ın kariyeri bu sefer hangi yöne doğru gidecek..
---
Not: Belgeselin fragmanı aşağıda. Merak edenler için belgeselin tamamı Youtube'da dokuz bölüm halinde bulunuyor, oradan izleyebilirler.

0 yorum:
Yorum Gönder