"Sorry We're Closed"

27 Ocak 2011 Perşembe
Uzun zamandır kendimde bloga post girecek şevki bulamıyorum. Sanırım hevesimi kaybettim. Blogda, ne yazardım, izlediğim filmleri, futbol maçlarını, amerikan futbolunu, basketbolu, oynadığım oyunları, sevdiğim mekanları hatta içtiğim sigarayı bile yazdığım oldu, ama artık olmuyor. Hayatımda değişen fazla bir şey yok hala bol bol film izliyorum, aynı şeyleri yapıyorum ama yazasım gelmiyor. Orlando Magic dev takaslara imza atıyor hatta Green Bay Packers, Super Bowl'a çıkıyor ama tık yok. Böyle blogu da sessiz sedasız bırakmak istemem o yüzden klasik "Kapatıyoruz!" tarzı bir post atayım dedim. Güzel de arşiv oldu, geçen eski bir sinema postuna baktım da zamanla kendimi geliştirmişim, yani zaman zaman kötü yazılar da yazmışım ama olsun, sağ taraftaki en beğendiğim yazılardan başlıcalarını koymuştum zamanında, bakın derim..

Fazla da uzatmadan her blogla ilgili postta olduğu gibi fotoğrafa geleyim. Genelde bloglar kapanınca kilit vurulmuş bir kapı fotoğrafı falan konur ya ben öyle yapmayayım, blogdaki çizgimden sapmayayım dedim. Belki bir gün tekrar dönerim bloga diye de açık kapı bırakayım hatta, kendinize iyi bakın..

Yeni yılınız kutlu olsun: 2011

30 Aralık 2010 Perşembe
Yeni yıl postunu 29'unda 30'unda falan atmak adettendir, 31'inde atınca yılbaşını bilgisayar başında geçiriyor izlenimi veriyor, hoş olmuyor. Yeni yıla kafa rahat bir biçimde, güzel girmek lazım.. Herkese iyi yıllar dilerim. Nice yıllara.. (Bu laf doğumgünlerinde mi söylenir, yeni yıl kutlamalarında hiç bir zaman çözemedim..)

Yukarıya yeni yeni yılla alakalı bir fotoğraf koydum. Yeni yılın ilk ayında bloga geri dönüş yaparım artık, bayaadır ayrı kalmışız.. Aralık ayının ilk, 2010'un son postu..

Timeout #7

9 Kasım 2010 Salı
Bir süredir blogu istediğim gibi güncelleyemiyorum. Zamansızlık bir tarafa, zamanım olduğunda da yazamıyorum dolayısıyla istediğim yazıları bir türlü bloga koyamıyorum. Blogdaki en büyük zevkim olan sinema yazılarını da uzun süredir yazamaz oldum. Sonuçta belli kalitede yazıları bloga koyamadıkça zorlamanın anlamı yok. Yazma şevkimi tekrar kazanana kadar bloga bir ara vermeye karar verdim. Yazı yazmaya üşenir halimden kurtulana kadar ara devam eder herhalde. Kendinize iyi bakın..

Allen Iverson vs. Alex de Souza

8 Kasım 2010 Pazartesi
Açılsın sözlüklerde, forumlarda "Iverson vs. Alex" başlıkları, gelsin "Iverson, Alex'in koşanı" açıklamaları. Iverson bugün Türkiye'ye geldi, ekşi'de ilgili başlıklarda, yani Alex-Iverson muhabbeti başlıklarından gözüme takılan iki entry'yi de paylaşayım bari..:
"alex'e sormuşlar "seni allen'la karşılaştırıyorlar ne diyorsun", alex demiş ki "hangi allen, ray allen mı?". uuuuuu iverson bunu duymasın."

(
yirmilik dis, 25.10.2010 11:17)

"ikisinin de avrupa kariyeri yoktur. amerika kıta sahanlığında biri kuzeyde iş yaptı diğer güneyde.


peşin edit: parma geyiğiyle gelmeyin alex'i abim gibi severim aq." (hazalodos, 08.11.2010 18:16 ~ 18:17)
Yukarıda ismi zikredilen Ray Allen'ı da Allen Iverson'ı da bazen sima olarak benzettiğim oluyordu, hep. Cidden söylüyorum bak. Şöyle Alex'le Iverson falan yan yana gelip fotoğraf falan çektirsin, hatta bende olayım fotoğrafta. Bir de Roberto Carlos'u da alalım aramıza falan diyorum..

PS: Blogda ara devam ediyor ama arada sıra da gelip böyle küçük notlar falan düşebilirim diye düşünüyorum. Ara bittiği zaman söylerim ben size..

Beşiktaş Cola Turka: Allen Iverson'ın yeni takımı

29 Ekim 2010 Cuma
Yukarıdaki fotoğrafı ilk gördüğümde photoshop olduğunu düşündüm. Türkiye muhabbetleri başlamadan önce LeBron James sonrası Cleveland Cavaliers'a gitmesi geçiyordu içimde. Halen bana göre yedek kalıp sadece veteranlık görevini üstlenmeyi kabul etse NBA'deki 30 takımın 30'unda da kadroda olacak bir isim Allen Iverson. NBA'in eski yüzü Allen Iverson'ın NBA'den ayrılışı NBA takımlarının ayıbıdır..

Öte yandan bizim açımızdan bakacak olursak spor tarihinin en büyük transferlerden biri Türk spor tarihinin de en önemli transferi gerçekleştirilmiş oldu. Sanki Iverson'ı kimse bilmiyor gibi buradan Iverson'ı anlatmaya çalışmayacağım. NBA tarihinin en önemli 10-15 oyuncusundan biri artık bir NBA takımında değil Beşiktaş Cola Turka'nın formasını giyecek. Teknik açıdan değerlendirmeye gerek bile duymuyorum. "Yeter Yıldırım Demirören Yeter" tezahuratlarına maruz kalan Yıldırım Demirören, Türk spor tarihinin en büyük transferini gerçekleştirdi. Türk basketbolunun değil Türkiye'nin en sağlam reklamlarından biri oldu Allen Iverson'ın Beşiktaş ile anlaşması. NBA'de gittiği her takımda salonları tıklım tıklım dolduracak adam artık Akatları, Sinan Erdem'i, Abdi İpekçi'yi falan dolduracak..

Lise 1'e kadar FMV Işıkspor'da basketbol oynarken sağ ayak bileğimde bağlar bir kez kopma noktasına gelmişti, dört-beş ay sonrada kopunca kulüp altyapılarındaki basketbol kariyerim sonlandı. Işıkspor'dan öncede Beşiktaş'ın altyapısında oynuyordum, beşinci ve altı sınıftayken. Altımda genelde uzun bir Iverson şortu olurdu, o zamanki antrenörüm Fırat abi koluma Iverson'ın long sleeve'inden takıp maça çıktığımda sürekli kızardı.. Şuan Beşiktaş'ın altyapısında oynayıp arada Iverson'ı görmek vardı, vay aq!

Arşivden Allen Iverson ile ilgili postlar:

12 Ekim 2010: Allen Iverson Beşiktaş'ta! (mı?)
27 Nisan 2010: Bir bowling salonunda yankılanan 'n' word
06 Aralık 2009: Old good days
04 Aralık 2009: Allen Iverson, salya sümük
03 Aralık 2009: Hem basketbola hem Sixers'a geri döndü
17 Kasım 2009: Kombineler elde patladı
13 Eylül 2009: Rather retire than come off the bench

"Vay, vay, vay, vay, vayy.."

27 Ekim 2010 Çarşamba
Fotoğraftaki garip adam Londra'nın belediye başkanı Boris Johnson. NFL'de bu hafta, San Francisco 49ers ile Denver Broncos arasında geçecek olan maç Londra'da oynanacak. Takımlar Londra'ya varmışlar bile hatta 49ers cheerleaderları Londra belediye başkanı Boris Johnson'ı ziyaret etmişler, sonra da yukarıdaki ilginç kare orataya çıkmış. Hani böyle de bakış olmaz ki kardeşim. Baktığı cheerleader kızımızın adı da Lauren Riccoboni. Meraklılar için linkedin sayfasını vereyim hemen.. Facebook'da ilkokul arkadaşları, Twitter'da ünlüler, Linkedin'de cheerleaderlar bulunur sonuçta di mi?

Olayla ilgili olarak Boris Johnson'ın abazanlığını geçtim, benim bildiğim İngiltere'de önemli bir organizasyon olduğunda İngiltere Kraliçesi II.Elizabeth ziyaret edilir. Noolmuş kraliçe cheerleaderları kabul etmemiş mi yoksa cheerleaderlar Boris Johson'dan gördükleri "ilgiyi" Kraliçe Elizabeth'ten göremezler diye mi belediye başkanını tercih etmişler anlamadım..

Kamera Arkası

17 Ekim 2010 Pazar
Kim bilebilirdi ki Star Wars serisinin en can alıcı sahnesinde Luke'ün altına bir sürü yatak serdiklerini.. Kamera arkası işte böyle filmlerin tüm büyüsünü yerle bir eden bir şey.. Filmde zamanının ötesinde teknoloji kullanmışlar falan ama başrol oyuncusu bir yerini incitmesin diye kullandıkları şey yatak yığınından ibaret.. Yine de her şeyey rağmen karede Darth Vader çok karizmatik bir abi olarak çıkmış..

Allen Iverson Beşiktaş'ta! (mı?)

12 Ekim 2010 Salı
ANKARA, Turkey (AP)—The coach of Turkish basketball team Besiktas Cola Turka hopes to finalize negotiations with former NBA scoring champion Allen Iverson(notes) soon.

Burak Biyiktay says Tuesday the Istanbul club has offered a contract to Iverson’s manager for a one-year stint in Turkey.

Biyiktay says the former NBA MVP would bring a “new vision to the team.” He says “Iverson is a great trademark and would be the biggest name to come to Turkey.”

Gary Moore, Iverson’s personal manager, has said there is strong interest from both sides to work out a deal that would send the 11-time All-Star overseas.

Iverson is 17th on the NBA’s career scoring list with 24,368 points over a 14-year career.
Yukarıdaki haber Yahoo! Sports'dan. Bugün Allen Iverson'ın ESPN olsun Yahoo olsun Bleacherreport olsun Sports Illustrated olsun tüm Amerikan spor basınında geniş yer buldu. Hem de öyle kıyıda köşede değil direk önemli headline'ların olduğu bölümde. Bizim basın yazdığında pek ihtimal vermemiştim, sahi, geçen sene Fenerbahçe yöneticileri ilgilendiklerini ama Philadelphia 76ers araya girince transferin yattığı açıklamışlardı, gülüp geçmiştim. Bu sefer yabancı basında her ne kadar Ankara, AP kaynaklı olsa da haber geçince insan ciddiye alıyor. Ortada Iverson'ın menajerinin de açıklamaları var..

Iverson'ın senelik 1.5, 2 milyon dolar alacağı yazılıyor bu paraya neden Avrupa'da, neden Türkiye'de oynasın diye düşünüyor insan. Ben hala pek inanmıyorum -Cleveland Cavaliers'a gider diye bekliyorum o da ayrı bir yazı konusu- daha doğrusu inanamıyorum Iverson'ın gelip Beşiktaş Cola Turka'da oynayacağına. Iverson ulan nasıl inanayım! Ama eğer Iverson, Beşiktaş'a gelirse bu sezonki Quaresma, Guti transferlerini gölgede bırakır. Bu topraklar futbol fenomeni Roberto Carlos sonrası basketbol efsanesi Allen Iverson'ı görür. Eğer Iverson gelip bir sezon ya da üç-beş maç Beşiktaş forması giyerse basketbol kültürü olmayan ülkemizin süper reklamı olur falan filan..

Blogda "Allen Iverson" diye yazarsanız Iverson ile ilgili birçok yazımı bulabilirsiniz. Yine uzun uzun yazmank istemiyorum. Gelirse parası neyse verir her maçına giderim. NBA'in yüzü, en sevdiğim basketbolcu Beşiktaş'ta, Türkiye'de oynayacak. Hayali bile güzel..

PS: Fotoğraf el emeği, göz nuru photoshop eserim. Kaynak belirtmeden, izin almadan kullanmayın falan demeyeceğim, istediğiniz gibi kullanın, zaten watermark koydum hahahahaa..

Tuesday Night Cheerleader #3

Bu haftaki konuğumuz böyle topluca Washington Redskins cheerleader'ları. Sol baştan ilk dördü zaten seri tek başlarına seriye konuk olmayı hakkediyor. Göğüs kanseri bilinçlendirme haftaları çerçevesinde ellerine pembe ponponları almışlar, bacakların biri orda biri burda, uyum sıfır ama olsun, canları sağolsun..

Tuesday Night Cheerleader #2
Tuesday Night Cheerleader #1

"Hayat bir paket çikolata gibidir.."

9 Ekim 2010 Cumartesi
Bir önceki postla aslında gelmek istediğim nokta "Sad Keanu" muhabbetiydi. Keanu Reeves, bir bankta yanlız başına birşeyler atıştırırken kameralara yakalanmış. Birde Guiza sakalı olunca çok sağlam alay konusu olmuş durumda. Her komik photoshop çalışmasında bir Sad Keanu'ya rastlamak mümkün. Hani adam koskoca Neo yine de alay konusu oluyor. Yukarıdaki çalışma en sevdiğim. Böylece aşağıdaki iki postu da birleştirip, konuyu kapatalım, önümüze bakalım..

Başlık, Forrest Gump'tan: "Mama always said life was like a box a chocolates, never know what you're gonna get."

"Beyler aşağıya bakmıyoruz.."

Şu Empire State'in inşaatıyla ilgili fotoğraflara hastayım. Yok işcilerin oturduğu sigara içtiği bir kare, yok işcilerin yatıp uyuduğu bir fotoğraf, başka birinde akrobatlar maymunluk yapıyor, bir diğerinde garsonlar var falan.. Google'da "Empire State Construction" yazınca harbi ilginç fotoğraflar çıkıyor. Tabii hepsine "ulan nasıl aşağıya düşmemişler" tepkisi veriyor insan. Hayır, yukarıdaki resimde, mesela diyorum, ortadaki abilerden birinin sigarası bitti kalkıp gitmek istiyor, kalk kalkabilirsen di mi..?

Neyse fotoğraftaki photoshop çalışmasını fark etmişsinizdir. Onunla ilgili ayrı bir paylaşım yapmak istiyorum, daha sonra..

The Curious Case of Forrest Gump

8 Ekim 2010 Cuma

Her başarılı yapıt çalıntı mıdır yoksa her başarılı yapıt, daha öncekinin kopyası mıdır bilemeyeceğim ama The Curious Case of Benjamin Button ile Forrest Gump'ın arasındaki benzerlik gerçekten ilginç. Buna tesadüf denip geçilebilir ama iki filmin senaristinin aynı kişi olması, filmin öyküsünün de yukarıda görüldüğü üzere "geriye doğru yaşlanma" ile "zeka geriliği"ni yer değiştirince bire bir olması Button hayranlarını üzer cinsten. Şahsen burada tüm suçu Eric Roth'a yüklemek mümkün. Forrest Gump'ın kitabını okudum, uzaya gitmeden tutun konuşan maymuna filmde olmayan bir sürü nokta mevcut. The Curious Case of Benjamin Button da bilindiği üzere F. Scott Fitzgerald'ın kısa bir öyküsü. Bunları filme uyarlayan kişi ise Eric Roth. Herhalde bir çok izleyicinin olduğu gibi Forrest Gump, Roth'un da aklında sağlam yer etmiş ki ortaya Benjamin Button'ın Forrest Gump'a benzeyen "tuhaf" bir hikayesi çıkmış..

The Curious Case of Benjamin Button'ın her zaman The Dark Knight, Avatar gibi gereğinden fazla değer gören filmler arasında görmüştüm. Her ne kadar genel anlamda The Dark Knight ve Avatar'dan iyi bulsam da hiçbir zaman David Fincher'ın filmografisine yakıştırdığım bir film olmamıştır. Bu videoya da rastladım iyi oldu..

Video linki: http://FunnyOrDie.com/m/21qd

NFL'de 4.Hafta'nın Modası: "Pembe"

5 Ekim 2010 Salı
Bu hafta NFL oyuncuları, taraftarları vs. "Göğüs Kanseri Bilinçlendirme Haftası" çerçevesinde pembe giyindiler. Her sezon olduğu gibi bu sezonda çok renkli kareler ortaya çıktı. Aşağıdan ikinci fotoğrafta sacklenen Jay Cutler'ı da özellikle koydum. Göğüs Kanseri Bilinçlendirme Haftası'nda pembe hiçbir şey giymeyen Cutler, dokuz defa sacklendi ardından sakatlanarak maçı yarıda bıraktı. Karma diyorlar buna..

Fotoğraflar: NFL.com ve US Presswire

VICKADELPHIA

Aslında bugün Salı, Tuesday Night Cheerleader serisi ile karşınızda olmalıydım ama bu haftaki kızlarda iş yok cidden o yüzde Pazar günü yoğunluktan yazamadığım Sunday Morning Quarterback serisine dair bir post gireyim. Aslında fotoğraf var QB'ler var ama işte günlerden Sunday değil..

Yukarıdaki fotoğraf Philadelphia Eagles taraftarının açtığı bir pankart. İki-üç sene önce köpek dövüşü muhabbetleri sayesinde Amerika genelinde "public enemey number one" ilan edilen Michael Vick bu sezon gösterdiği performans sonrasında Eagles taraftarıları sonrasında göklere çıkartılıyor, performansının karşılığında haklı bir destek görüyor tabii ki. Ancak Eagles taraftarı takımlarını bir defa Super Bowl'a beş defa NFC Finali'ne taşıyan, 11 yıllık eski oyun kurucusu Donovan McNabb'i iyice unutmuş durumda. McNabb'in arkasına teneke bağlanarak gönderilmesinin ardından Vick'in performansıyla Philadelphia'da McNabb'in esamesi okunmaz olmuştu, taa ki bu haftaya kadar..

Bu hafta McNabb yeni takımı Washington Redskins ile Philadelphia Eagles deplasmanına geldi. Şüphesiz haftanın en merakla beklenen maçıydı. Sonuç mu? McNabb'in 125 yard pas ve bir touchdown ile tamamladığı maçı Redskins 17 - 12 kazanırken, Vickadelphia'da pardon Philadelphia'da Michael Vick sakatlanarak maçı yarıda bıraktı. Donovan McNabb'den ise maç sonrası eski takımına sağlam bir gider geldi: "Hayatta herkes hata yapar. Onlarda geçen sene beni göndererek bir hata yaptılar."

Deneysel Kola Tecrübesi: Dr. Pepper

3 Ekim 2010 Pazar
Blog son zamanlarda iyice spor blogu halini aldı, bende çok ekstrem bir durum olmadıkça bir süre futbol yazmaya ara vereceğim, zaten Selçuk Şahin sezonu kapattığı için malzeme kalmadı da denebilir. Konuya dönelim, Dr. Pepper adlı kola markasını daha önce NFL maçlarının reklam aralarında vs. duymuştum bu yaz Amerika'dayken deneme fırsatı buldum. Süpermarketlerde Coca-Cola, Pepsi, Dr. Pepper gibi birçok markanın -Türkçe olarak kelime anlamı kola ya da içecek makinesi olsa gerek- venine machineleri genellikle yan yana konuşlandığı için seçim şansı fazla oluyordu. Genelde ben seçimi Pepsi'den yana kullansam da haydi dedim bir de Dr. Pepper'ı deneyelim. Ne de olsa televizyondaki reklamlarında koskoca Kiss oynuyor güzeldir diye düşündüm..

En iyi ihtimalle Pepsi'nin tadına yakın en kötü ihtimalle de Le' Cola tadında bir şey bekliyordum. Benim denediği Diet Dr. Pepper idi, aman diyeyim ağzınızdan uzak tutun. Böyle, sanki laboratuar deneyleri süren bir sıvıyı içmek gibi bir şey. Acayip şekerimsi adı kola olmasa kola denmesi güç bir şey. Bu denemem Orlando'da gerçekleşmişti. Daha sonra Washington DC ve Philadelphia'da sokakta bedavaya Dr. Pepper dağıtıldığını gördüm. İlk başlarda bedava diye aldım, vişnelisini, ona da kötünün iyisi diyebilirim, gerek yok ama zaten sonraları bedava olsa da almadım. Bedava Dr. Pepper, Pepsi'den güzel değil yani..